Haziranda Ölmek Zor

Nazım Hikmet

Gece leylâk ve tomurcuk kokuyor
Geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
Şuramda bir çalıkuşu ötüyor
Haziran’da ölmek zor!

“1963’lerde yaşanılanları ben, ancak böyle dökebildim 1976’larda şiire. 13 yılda özümsemişim o olayları, 13 yıl sonra damıtabilmişim. O günleri yaşayıp da ozanlığa soyunanlar, elbette ki benden daha iyi yapabileceklerdir bu işi.’El elden üstündür, taa arşa kadar’ demiş eskiler.”

Nazım Hikmet’i, ölümünü, onun memleket hasretini en güzel anlatan bu dizelerin sahibi Hasan Hüseyin Korkmazgil. Şair şiirini yukarıdaki sözler ile bitirmiş. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Haziran’da Ölmek Zor şiiri belki de hüznü anlatan en etkileyici dizelere sahip. 

Tıpkı Nazım gibi toplumcu gerçekçi şiirin öncülerinden olan Hasan Hüseyin Korkmazgil, Nazım Hikmet’in en büyük hayranlarından. O da birçoğu gibi 3 Haziran 1963’te Nazım’ın ölümünü duyduğu anda hüzne boğuldu. Bundan yıllar sonra 2 Haziran 1970’te usta yazar Orhan Kemal’in de ölümü ile Haziran, Hasan Hüseyin Korkmazgil için hüznün ayı oldu. Şairin en ünlü ve unutulmaz şiirlerinden biri Haziran’da Ölmek Zor işte böyle ortaya çıktı. Orhan Kemal’in ölümü ile ona adadı şiirini. Ona ve Nazım’a. Orhan Kemal’in güzel anısına diye başladı şiirine ve Nazım Hikmet ile Orhan Kemal’i bir arada andı.

Nazım Hikmet Ran 3 Haziran 1963’te hayata gözlerini yumdu. Bugün onun ölümünün 53. yıldönümü. 1902 yılında doğan şair hayatının uzun yıllarını cezaevinde ve son yıllarını da memleketinden uzakta, sürgünde geçirdi. 3 Haziran günü kapıdaki mektup ve gazetelerini almak için yataktan kalkmıştı. Geçirdiği kalp krizi sonrasında sessizce hayata veda etti. Şimdi memleketinden uzakta, Moskovo’da Gogol ve Çehov gibi birçok ünlü yazar ve şairle aynı yerde yatıyor. 

Türk şiirinin en usta isimlerinden birisi şüphesiz ki Nazım Hikmet. Dünya çapında tanınan Nazım Hikmet, Türk şiirinde modernizmin öncülerinden kabul edilir. Şairin Saat 21-22 Şiirleri, Memleketimden İnsan Manzaraları ve 835 Satır gibi dünya çapında tanınan şiir kitapları vardır. Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerinin ilham kaynakları arasında aşık olduğu kadınlar vardır. Karısı Piraye’ye olan aşkını anlatan onlarca şiir yazmış, ardından yanında öldüğü eşi Vera’ya yazdığı şiirleri ile Türk edebiyatında çok kıymetli olan eserlere imza atmıştır. Usta şairin şiirleri birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmuştur. Fikret Kızılok, Fazıl Say, Cem Karaca, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi birbirinden değerli sanatçılar tarafından şairin şiirleri bestelenmiş, hatta  Mavi Gözlü Dev isimli onu anlatan bir film de çekilmiştir. 

Haziran edebiyat dünyasında hüznün ayı. Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Ahmed Arif, Ahmet Haşim, Cengiz Aytmatov daha nice usta yazar ve şair Haziran’da hayata gözlerini yumdu. Biz de bugün 3 Haziran’da Nazım Hikmet ve Haziran’da hayata veda eden tüm sanatçıları anmak için seçtiğimiz 11 Nazım şiirini sizlerle paylaşıyoruz.

 

Seher vaktı habersizce girdi gara ekspres
kar içindeydi
ben paltomun yakasını kaldırmış perondaydım
peronda benden başka da kimseler yoktu
durdu önümde yataklı vagonun pencerelerinden biri
perdesi aralıktı
genç bir kadın uyuyordu alacakaranlıkta alt ranzada
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
kırmızı dolgun duduklarıysa şımarık ve somurtkandı
üst ranzada uyuyanı göremedim
habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres
bilmiyorum nerden gelip nereye gittiğini
baktım arkasından
üst ranzada ben uyuyorum
Varşova’da Biristol Oteli’nde
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığım yoktu
oysa karyolam tahtaydı dardı
genç bir kadın uyuyor başka bir karyolada
saçları saman sarısı kirpikleri mavi…

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.
Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.
Aynı, daldaydık, aynı daldaydık
Aynı daldan düştük ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüzyıllık.

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil…

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş legenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.…

Denizde bir bulutun öldürdüğü
Japon balıkçısı genç bir adamdı.
Dostlarından dinledim bu türküyü
Pasifik’te sapsarı bir akşamdı.

Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.

Balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Balık tuttuk yiyen ölür.

Elimize değen ölür.
Tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı, bu çalışkan
elimize değen ölür.
Birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Elimize değen ölür…

Badem gözlüm, beni unut.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Üstümüzden geçti bulut…

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık…

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana

Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum

yıl 62 Mart 28
Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim toprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
Platonik biricik sevdam da buymuş meğer
meğer ırmağı severmişim
ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin
bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak
benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere
benden sonra da söylenecek
gökyüzünü severmişim meğer

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe’yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
– öyle gibi de görünüyor –
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani…

Siz de en sevdiğiniz Nazım Hikmet şiirlerini yorum bölümünde bizimle paylaşabilirsiniz.

Önceki YazıSonraki Yazı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir