Topuklu Ayakkabının 200 Yıllık Modası

Ayakkabı Modası

Moda sergileri söz konusu olduğunda Londra’daki Victoria and Albert Museum’un çıtayı bir hayli yüksek tuttuğu artık herkes tarafından biliniyor. 2015’e damga vuran Alexander McQueen: Savage Beauty sergisinin son haftası için kapılarını 24 saat açık tutacak olan müze, bu kez de ayakkabı konusuna el atıyor.

Konu ayakkabı olduğunda ve topuklar devreye girdiğinde gözleri ışıldayan kadınlar, bu ışıltının acıdan mı zevkten mi geldiği konusunda fikir ayrılığına düşse de hemen hepsi topuklu ayakkabıların çekim gücünden kendini alıkoyamıyor. Hikayesi 5.500 sene öncesine dayanan ayakkabıların geçirdiği evrime mercek tutmaksa yine V&A Museum’a düşüyor.

Sergide dünya üzerindeki ayakkabı aşırılıkları teması üzerinden hareket ediliyor. Tasarımlar sınırları zorladıkça kadınların acı eşiğinin yükselmesine yardımcı olan topuklu ayakkabıların 200 yıllık geçmişi, farklı kültürlerin ayakkabı giyme refleksleri ile örtüştürülüyor. Kültürel bileşenlerle dönüşen ayakkabı örnekleri arasından bazıları ise ilk kez sergilemeye açılıyor.

Sergi özelinde ayakkabıların nasıl kategorize edildiğine gelince; dönüşüm, statü, baştan çıkarma, yaratım ve takıntı. Dünya üzerindeki kültürler, sıra dışı ayakkabı tasarımlarının hayat bulmasına ön ayak oluyor. Cindrella’yı beyaz atlı prensine kavuşturan nasıl cam ayakkabıları ise Karen’ı gösterişten uzak tutan da yine kırmızı ayakkabıları. Bugün de gelenekler ile ayakkabı tasarımları arasında bağ kurmamak için hiçbir neden yok.

Yüzyıllar boyunca ve kültürler arasında ayakkabının bir sosyal statü olduğu da saklanamaz bir gerçek. 14. Louis’in kırmızı topuklu makosenleri ile Louboutin’in kışkırtıcı tabanları, ayakkabının bir ayrıcalık olduğu vurgusunu yapıyor. Farklı toplumlarda seksi olmak adına önemli bir detay olan ayakkabılar da yine serginin altını çizdiği noktalardan. Nasıl ki kadınsılık ayağı küçük gösteren topuklular ile sembolize ediliyorsa erkeksilik de büyük, ağır ve militer esintili tasarımlar ile ifade ediliyor.

Ayakkabı yaratımını bir tasarım, heykelcilik ve mühendislik süreci olarak tanımlayan sergide seneler öncesinin ayakkabı yapım teknikleri ile modern çağın tasarım süreçleri de karşılaştırmaya tabi tutuluyor. İşin içine giren trendler ve tasarımcı hayal güçleri sonucu gelişimin tetiklenmesi de sürecin aslında karşılıklı işlediğini gösteriyor.

Ayakkabının ihtiyaçtan mı yoksa aşktan mı alındığı konusu da serginin bir diğer kategori noktası. Birer arzu nesnesi haline bürünen ayakkabılar, değeri ne olursa olsun kadınlar için hemen her alışverişte alınan bir parça olduğu noktada tehlikeli bir noktaya da gelebiliyor.

 

Önceki YazıSonraki Yazı